Türkiye Bahai Tarihi


TÜRKİYE VE BAHAİ DİNİ

Bu bölümde Türkiye’nin Bahai tarihindeki önemi konusunda bilgiler verilecektir. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki Bahailer açısından Türkiye’nin çok özel bir yeri vardır.

Hz. Bahaullah ve Hz. Abdülbaha, yaşamlarının büyük kısmını Osmanlı idaresi altındaki yerlerde geçirmiş, bunun doğal sonucu olarak İmparatorluk uzun yıllar Bahai Dini’nin merkezi olmuştur. Sitenin Merkezi Şahsiyetler bölümünde, o yıllarda yaşananlara kısmen değinilmektedir. Bu konular hakkında daha fazla bilgi için Bahai literatüründeki ilgili spesifik kitaplara başvurulabilir.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında bulunan yerlerin Bahai tarihine girdiği belli başlı olaylar ise aşağıda özetlenmiştir.

Bahai Tarihinde İstanbul

Daha önce de belirtildiği gibi Hz. Bahaullah, ailesi ve beraberindekiler 3 Mayıs 1863’te Bağdat’tan ayrılarak Sultan Abdülaziz’in fermanı gereği İstanbul’a gitmek üzere yola koyuldular.

Yedi çift tahtırevandan oluşan kervana elli katır, bir subayın emrindeki on süvari ile bir muhafız müfrezesi eşlik ediyordu. Bağdat Valisi Namık Paşa kafileye eşlik eden askerlerin komutanına, yol üzerindeki illerin valilerince sürgünlere büyük saygı gösterilmesini isteyen yazılı bir emir verdi. Nitekim yaklaşık üç buçuk ay süren bu yolculuk boyunca uğranılan yerlerin yetkilileri, din adamları, ileri gelenleri ve  halk, kafileyi coşkuyla karşılıyor, ayrılık zamanı geldiğinde de yine bir heyet bir süre kendilerine eşlik ediyordu.

İzlenen rota sırasıyla Kerkük, Erbil, Musul, Cizre, Nusaybin, Mardin, Diyarbakır, Harput (Elazığ), Sivas, Tokat, Amasya ve Samsun oldu. Kafilenin Samsun’da bindiği vapur 16  Ağustos 1863 tarihinde İstanbul’a ulaştı. İstanbul’a ayak bastıklarında yetkililer tarafından saygıyla karşılanarak, iki araba ile önce Hırka-i Şerif Camisi’nin yakınlarında bulunan bir eve, daha sonra Fatih Camisi’nin civarındaki bir konağa yerleştirildiler.

Hz. Bahaullah Medine-i Kebire (Büyük Şehir) olarak adlandırdığı İstanbul’da üç buçuk ay kaldı. Bu şehre şeklen Osmanlı hükümetinin misafiri olarak gelmiş olsa da aslında bir sürgündü. Buna rağmen İstanbul’da bulunduğu kısa süre içinde saygı görmüş ve çeşitli devlet adamları tarafından ziyaret edilmiştir.

Bunlardan birisi de Ahmed Kemal Paşa idi. Kemal Paşa daha önce Osmanlı İmparatorluğu’nun Tahran sefaretinde görev yapmış, Farsça dâhil birkaç dili iyi bilen bir kişiydi. Hz. Bahaullah ile yaptığı bir sohbette  bildiği  yabancı  dillerden  bahsedince  Hz. Bahaullah tüm dünya halklarının birbirleriyle iletişimlerini kolaylaştıracak evrensel bir yardımcı dil seçilmesi prensibinden söz etti. Paşa bu  fikri  çok  isabetli  bulduğunu  ifade  edince  Hz. Bahaullah bu sefer Paşa’ya bu girişime öncülük etmesini ve fikri diğer devlet büyüklerine açmasını önerdi. Ancak daha sonra Hz. Bahaullah’ı birkaç kez daha ziyaret etmiş olsa da Kemal Paşa bir daha bu konuya değinmemiştir.

İstanbul’da bulunduğu süre içinde Hz. Bahaullah’a birkaç kutsal yazı nazil olmuştur ki bunun anlamı İstanbul’un, Tanrı Sözü’nün vahyedildiği bir yer olmasıdır. İstanbul’da nazil olan bu yazıları incelemek için Bahai literatüründeki ilgili kitaplara başvurulabilir.

Bahai Tarihinde Edirne

Hz. Bahaullah’ın üç buçuk ay süren İstanbul dönemi, İran Büyükelçisinin baskıları nedeniyle çıkarılan yeni bir sürgün fermanı ile sona erdi. Bu seferki sürgün yeri ise Edirne’ydi.
Edirne, Hz. Bahaullah’ın ilahi görevi boyunca birçok önemli olayın gerçekleşeceği, Zuhuru’nun güneşinin zirveye çıkacağı ve mesajının dünyaya ilan edileceği dört buçuk yıllık çok özel bir dönemin ev sahibidir.

Hz. Bahaullah’ın Sır Diyarı olarak adlandırdığı Edirne’ye sürgün şartları oldukça hazindir. O yıl çok şiddetli bir kış yaşanıyordu. Hz. Bahaullah ve yanındakilere yolculuk için gerekli hazırlıkları yapacak vakit verilmemiş, İstanbul’u hemen terk etmeleri istenmişti. Hava o kadar soğuktu ki yolculuk boyunca su elde edebilmek için yaptıkları şey buz kalıplarını  ateşte  eritmekti. Hz. Bahaullah’ın bu sürgün ile ilgili ifadeleri şöyledir:

… Bizi dünyada hiçbir zillet ile kıyaslanmayacak bir zilletle sürdüler… Ne ailemin ne Bana eşlik edenlerin kendilerini o zemherinin soğuğundan koruyacak giysileri vardı.167

Bu şartlarda yola çıkan kafile Küçükçekmece, Büyükçekmece, Silivri, Çorlu, Lüleburgaz ve Babaeski’de kısa molalar vererek, on iki gün sonra, 12 Aralık 1863’te Edirne’ye ulaştı. İstanbul-Edirne arasının  iki  yüz  elli  kilometre  civarında  olduğu düşünülürse, kafilenin bu mesafeyi ancak on iki günde alabilmiş olması, çok sert kış koşullarında yapılan bu yolculuğun ne kadar zorlu geçtiğinin bir kanıtıdır.Edirne dönemine dair tüm ayrıntılar, Bahai literatüründeki tarih kitaplarında yer almaktadır.

Hz. Bahaullah’ın dört buçuk yıldan fazla kaldığı Edirne birkaç nedenle Bahai tarihi açısından en önemli yerlerden birisi olmuştur. Hz. Bahaullah’ın, Hz. Bab’ın Vaat Ettiği Kişi olduğu Babi toplumunun geneline resmen Edirne’den bildirilmiş, böylece Edirne, Babi döneminin resmen kapanıp Bahai döneminin başladığı yer olmuştur. Bunun yanı sıra Hz. Bahaullah ilahi misyonunu Sultan Abdülaziz de dâhil olmak üzere devrin hükümdarlarına ve din adamlarına Edirne’den gönderdiği mektuplarla ilan etmiştir. Edirne birçok kutsal yazının nazil olduğu yer olması itibarıyla da çok önemlidir.

Genellikle evinde kalmayı tercih eden Hz. Bahaullah zaman zaman Muradiye ve Selimiye Camilerini ve bir Mevlevi tekkesini ziyaret etti. Bu şekilde Kendisiyle görüşme fırsatı bulanlar, karşılaştıkları samimi sevgi ve yüce kişilikten derinden etkilenirdi.

1868 yılının Ağustos ayında Hz. Bahaullah ve Kendisiyle birlikte olanlar, yeni sürgün yerleri olan Akka’ya doğru yol aldılar. Edirne’den ayrılarak, Uzunköprü ve Keşan’da verdikleri kısa molaların ardından, dört gün sonra Gelibolu’ya geldiler. O günlerin canlı tanığı olan bir kişi şunu nakletmiştir: “O gün Efendimizin kapısında hayret verecek bir Müslüman ve  Hıristiyan kalabalığı toplandı. Ayrılış zamanı unutulmaz bir andı. Oradakilerin çoğu  ağlıyorlardı ve feryat ediyorlardı.”168
 
Türkiye sınırlarından ayrılırken nazil olan  Reis  Suresi’nde  ise Hz. Bahaullah’ın kaleminden ülkemizle ilgili şu umut ve cesaret verici ifadeler dökülmüştür:

Söyle: Bu Genç bu diyardan ayrıldı ve her ağacın ve taşın altına bir emanet koydu. Allah bu emanetleri hak üzere meydana çıkaracaktır.169

Gelibolu’da üç gece konaklayan yaklaşık yetmiş kişilik kafile buradan Akka’ya hareket etti. 21 Ağustos 1868 günü İskenderiye’ye doğru gitmek üzere vapura bindiler, önce Midilli Adasına, son olarak da vapurun iki gün demirlediği İzmir’e uğrayarak ülkemizin bugünkü sınırlarından ebediyen ayrıldılar.

Günümüzde Türkiye Bahai Toplumu

Bahai Dini’nin ülkemizin bugünkü sınırlarındaki varlığı Hz. Bahaullah’ın Anadolu topraklarına ayak basmasıyla başlamış olup sonraki yıllarda da devam etmiştir. Örneğin 1920’li yıllarda İstanbul’da bir Ruhani Mahfil vardı. Yine ülkenin çeşitli şehir ve bölgelerinde irili ufaklı Bahai toplumları bulunmaktaydı. İlk kez 1959 yılında seçilen Türkiye Bahaileri Milli Ruhani Mahfili’nin yanı sıra bugün Türkiye’de elliyi aşkınMillin Ruhani Mahfil de vardır.

Türkiye’nin her yerinde birçok insan Hz. Bahaullah’ın  öğretilerini ilham kaynağı ve yaşamlarının kılavuzu olarak kabul etmiştir. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yaşayan Bahailer, komşuları ve arkadaşları ile birlikte çalışarak, ülkelerinin refahına ve gelişimine katkıda bulunmaya gayret etmektedir.

Geçmişi, yaşı ve  cinsiyeti  ne  olursa  olsun  birçok  kişi,  şehir  merkezlerinde, kırsal alanlarda, mahallelerde veya evlerinde, aynı anda hem ruhani ve  toplumsal hem de entelektüel olan aktivitelerde yer  alıp dinamik bir yaşam modeline dâhil olmaktadır.

Bu noktada bir kişinin nasıl Bahai olabileceği konusunda kısa bir bilgi vermek yararlı olacaktır. Bahai toplumuna katılmak için özel bir tören, ritüel vs. yapılmaz. Bahai Dini’nin Müjdecisi (Hz. Bab), Kurucusu    (Hz.Bahaullah) ve Gerçek Örneği’nin (Hz. Abdülbaha) makamlarını tam olarak tanıyan, onların Kaleminden nazil olan her şeyi koşulsuz olarak kabul edip itaat eden, ayrıca Bahai Dini’nin itaat edilmesi gereken bir yönetim düzeni ve bazı kuralları olduğunu kabul eden herkes Bahai olabilir.

Bir kişi bu çerçevede Bahai olmaya karar verirse kendisine en yakın Bahai birey ya da kuruma bunu bildirmesi yeterlidir. Bahailiği bu şekilde kabul eden bir birey, kendi yerel toplumundaki Bahai seçimlerine ve Bahai toplum yaşamına katılma hakkına sahip olur.

Hz. Bahaullah ülkemizden ayrılmadan önce “… Bu Genç bu diyardan ayrıldı ve her ağacın ve taşın altına bir  emanet  koydu…” diye yazmıştı. Bu sözlerin ülkemiz insanının refah ve huzurun hâkim olduğu bir ülke kurma potansiyeline sahip  olduğu imasını taşıdığına inanan Türkiye Bahai Toplumu, ülke olarak hem ruhani hem maddi açıdan gelişebilmemiz için alçakgönüllü bir şekilde toplum yaşamına katkıda bulunmaya çalışır.

Türkiye Bahailerinin bunu yaparken güç aldıkları değer, insanlığın bir olduğu, herkesin asil yaratıldığı ve hepimizin durmadan ilerleyen bir medeniyete katkıda bulunmak için yaratıldığımız inancıdır. Bu çalışmalar hakkında daha detaylı bilgi ise sitenin Bahailer Ne Yapar bölümünde yer almaktadır.